BİRAZ DA BİZ ÖLEK KARDAŞ

“BİRAZ DA BİZ ÖLEK KARDAŞ!” Yazımıza bir fıkra ile başlayalım. Nasreddin Hoca bir gün, bir panayır, bir festival gibi halka açık bir eğlence yerine gitmiş. Meydanda toplanan bir kalabalığın yanına yaklaşmış ki ne görsün, on-onbeş kişi bir hoşaf kazanın etrafında toplanmış ve hiçbir kimseye müsaade etmeden ve aralarına bir başkasının girmesine de izin vermeden habire […]

ahmet sandalin bir onerisi milli egitim bakanliginca yerine getirildi

“BİRAZ DA BİZ ÖLEK KARDAŞ!”

Yazımıza bir fıkra ile başlayalım.

Nasreddin Hoca bir gün, bir panayır, bir festival gibi halka açık bir eğlence yerine gitmiş. Meydanda toplanan bir kalabalığın yanına yaklaşmış ki ne görsün, on-onbeş kişi bir hoşaf kazanın etrafında toplanmış ve hiçbir kimseye müsaade etmeden ve aralarına bir başkasının girmesine de izin vermeden habire çomça çomça hoşaftan içmekte. Hoca, hoşaf kazanına ulaşmak için birkaç deneme yapmış, ancak ne mümkün, başaramamış. Ne eline bir çomça geçmiş, ne de hoşafa ulaşabilmiş. Birkaç deneme daha yapmış, bir türlü eline çomça ve hoşaf geçmemiş. Canı da öyle bir hoşaf çekmiş ki, Nasreddin Hoca’nın, sorma gitsin. Kazanın etrafındaki kalabalık daireyi birkaç kere turlamış, girmek için bir yol bulamamış. Burnuna mis gibi hoşaf kokusu geldikçe Nasreddin Hoca turlamış da turlamış. O sırada hoşaf kazanı etrafında toplanmış ve sıkı bir halka oluşturmuş adamlar, habire çomça çomça hoşaf içmekteler ve içerken bir de sürekli bağırmaktalar: “Ohhh, ohhh, öldüüüüüm, ohhhhh ohhhh öldüüüüüm.”

Düşünün ve gözünüzün önüne getirin, siz bir çomça dahi hoşaf içemezken, on-onbeş kişi sürekli hoşaf içiyorlar, ağız hizasına kadar kaldırdıkları çomça içindeki hoşafları ağızlarına boca ettikten sonra, keyiften bir de bağırıyorlar: “Ohhh, ohhh, öldüüüüüm, ohhhhh ohhhh öldüüüüüm.”

Bu duruma elbette kimse dayanamaz. Hele Nasreddin Hoca gibi hazır cevap, akıllı ve yeri geldiğinde taşı gediğine koyan birisi hiç dayanamaz.

Nasreddin Hoca bir beklemiş, iki beklemiş, bakmış ki, kimse, hoşaf kazanının etrafını boşaltmıyor ve kendisine hoşaf içmesine imkan tanımıyor. Son çare kaba kuvvete yeltenmiş ve “Heyttt diye bağırarak, hoşaf kazanının etrafındaki halkayı yarıp kazanın başına ulaşmış ve oradaki bir adamın elindeki çomçayı alarak, “yeter lannn, verin şu çomçayı da biraz da biz ölek!”

Fıkra bu.

Bu fıkranın günümüze yansımaları o kadar çok ki, anlat anlat bitmez.

Şöyle bakıyorum, görüyorum, izliyorum. Adam zengin ve çok az kişiye nasip olacak mal varlığına sahip, adam makam sahibi çok az kişiye nasip olacak mevkide, adam siyasette iyi yerde, adam toplumda hatırı sayılacak noktada, adam parmakla sayılacak kadar az olan bir kesimin içerisinde, adam bir eli balda, bir eli yağda, ancak, halinden memnun değil hep hep şikâyetçi, hep hep olumsuz bakıyor hayata.

Bundan kaç sene önceydi, bir Milletvekilini TBMM’de ziyaret etmiştim. Hal hatır sordum, “nasılsınız” dedim. Cevap şu: “Bu Milletvekilliği yapılacak iş değil.”

Böyle bir cevap verenin elbette, o Milletvekilliği dönemi sonunda aday olmasını beklemezsiniz değil mi? Evet, beklenti, o adamın bir daha aday olmaması yönünde. Beklentiler doğru çıkmadı. Maalesef, her seçim döneminde aday oldu, bir daha seçildi, bir daha seçildi ve ardından da Belediye Başkanlığına aday oldu, Belediye Başkanı da seçildi.

Şu an gidin, 600 Milletvekilini ziyaret edin, hepsi de halinden şikayetçidir. Ancak yine de ilk seçimlerde aday olurlar.

Şu an gidin 1000 Belediye Başkanını ziyaret edin, hepsi de halinden şikayetçidir. Ancak yine de ilk seçimlerde aday olurlar.

Bunu genişletin ve başka görevlerdekilere, başka makamdakilere de gidin, sorun nasılsınız, halinizden memnun musunuz deyin, “bu meslek yapılmaz, bu iş yapılacak iş değil, bu görev yapılacak görev değil” derler. Derler demesine de o koltuğu asla bırakmak istemezler.

Şöyle bir söz mü vardı ne! “hem ağlarım, hem giderim.” Gelinler evlenirken, aile ocağından başka ocağa giderlerken ağlarlar, ancak giderler.

Tatlı görevlerde, kaymaklı-ballı görevlerde bulunanlar da bir taraftan aynı Nasreddin Hoca fıkrasında olduğu gibi, “Ohhh, ohhh, öldüüüüüm, ohhhhh ohhhh öldüüüüüm” diyerek çomça çomça hoşafı ağızlarından içeriye boca ederler, diğer taraftan kimseye de elindeki çomçayı kaptırmazlar ve hoşaf kazanının etrafını da kimseye bırakmazlar.

Bu arada belirteyim, bazı yörelerde, çömçe, bazı yörelerde kepçe denilen kaşıktan büyük nesneye bizim Kahramanmaraş’ta çomça derler. O nedenle ben de çomça diye yazdım. Tabi Word’te yazarken kırmızı alt çizgiyle uyarı geliyor, “kibarca çomça değil, çömçe” dese de biz çomça diye yazdık. Bir de hoşaf derdik, eskiden. Şimdi kibarlaştık “komposto” diyoruz.

Bu küçük açıklamadan sonra konuya devam edelim.

Bu hususta bir anım da şu: Bir Müsteşarı ziyaret etmiştim, 2018 öncesinde, yani Müsteşarlıklar kaldırılmadan önceydi. O da halinden şikayetçiydi. Akşam mesai sonrası dahi işyerinde kalıp gece geç saatlere kadar evrak imzalamaktan yakınıyordu. Bir nevi o da “bu iş yapılacak iş değil” diyenlerdendi. Müsteşar Bey’e “Efendim, yetki devri yapın, imza yetkinizin bir kısmını astlarınıza devredin, rahat edin” dedim.

Beklenildiği üzere, Müsteşar Bey yetki devri yapmadı ve eski sistemi devam ettirdi. Hep halinden şikayetçiydi. Yani “hem ağlarım, hem giderim” halleri sözkonusu idi. Yani “ohhhh ohhhh öldüüüüüm öldüüüüüm” halleri sözkonusu idi.

Bu durumda tek söz geliyor insanın aklına “çekilin hoşaf kazanının etrafından, biraz da biz ölek Kardaş!”

Bilmem anlatabildim mi?

Bu yazı sonunda, hepinizden Pirim Nasreddin Hoca için bir fatiha göndermenizi istirham ediyorum. “Hocamın, Pirimin ruhuna el Fatiha.”

Bir son not: Nasreddin Hoca diyerek geçmeyin, o bir Pir’dir, yaşadığı yıllarda çok az kişi farkına varsa da zamanının Evliyasıdır. Allah (cc) ahirette komşu eylesin. Amin.

 

Ahmet Sandal

Exit mobile version