ENDÜLÜS’TE BİR MEDENİYET AYNASI
Bu seyahat bir gezi değildi. Bir fotoğraf albümü, bir tur programı ya da birkaç hatıra karesinden ibaret hiç değildi…
Bu yolculuk, bir medeniyetle yüzleşmeydi…
Sevilla ile başlayan, ardından Córdoba ve son olarak Granada’ya uzanan Endülüs yolculuğunda, tarih yalnızca anlatılmadı; duvarlardan, sütunlardan, bahçelerden ve suskun taşlardan konuştu…
Kurtuba Ulu Camii’ni gezdik. Bugün bir katedral. İbadet yasak, dua yasak. İslam’ın izlerini silmek için yapılan eklemeler, kaplamalar, mimariyle uyuşmayan tavanlar hâlâ orada. Hafızayı yok etme çabasının taşlaşmış hâli…
Ama ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, o mekânın ruhu bütünüyle silinememiş…
Sonra Elhamra Sarayı…
Elhamra’da şunu gördük: Burada yalnızca bir saray yok. Burada bir dünya görüşü var. Sarayın neredeyse her duvarında aynı cümle yazılı:
“Lâ galibe illallah”
Allah’tan başka galip yoktur…
Bu ifade, yalnızca bir süsleme değil. Bu, gücün sahibini unutmayan bir idrak…
Sultanların, emirlerin, kralların mütevazılığının taşa kazınmış hâli…
“Mülk Allah’ındır, makam Allah’ındır” diyen bir anlayış…
Granada, yazın 50 dereceleri bulan bir sıcaklığa sahip. Bugün insanlar klimasız yaşayamazken, 13. yüzyılda bu insanlar saraylarında yazın serin, kışın sıcak yaşayabilmiş…
Nasıl mı?
Mermerlerin altından geçirilen sıcak ve soğuk su sistemleriyle. Yani bugünkü yerden ısıtmanın ve doğal klima sisteminin atası…
Bu bir tesadüf mü? Hayır…
Bu bir medeniyet aklı…
711 yılında Tarık bin Ziyad’ın Endülüs’e ayak basmasıyla başlayan İslam hâkimiyeti, 1252’ye kadar bir devlet, sonra beylikler hâlinde devam etti…
Granada Emirliği, bu zincirin son halkasıydı. 1252’den 1492’ye kadar direndi…
Ve 1492… Isabel’in, “Müslümanlar teslim olmadan yıkanmayacağım” dediği, azmin ama aynı zamanda büyük bir yıkımın yılı…
Elhamra’nın bahçelerinde dolaştık.
Cennetü’l-Arif Bahçeleri…
Fiskiyeler, portakal ağaçları, yürüyüş yolları, suyun sesi, gölgenin hesabı…
Bugün birçok modern devletin ulaşamadığı şehir planlaması, 13. yüzyılda burada uygulanmış…
Ve insan ister istemez bugüne bakıyor…
Bugünün İslam dünyasına…
Plansızlığa, vizyonsuzluğa, günü kurtarmaya…
Beş yıllık, on yıllık planlar var ama elli yıllık, yüz yıllık hedefler yok…
Oysa Elhamra, uzun vadeli bir sorumluluk bilincinin ürünü…
Demek ki mesele imkân değil.
Mesele sorumluluk duygusu…
“Lâ galibe illallah” diyen bir bilinçle yaşandığında; insan Allah’a, insana ve dünyaya karşı hesap vereceğini bildiğinde; teknoloji de gelişiyor, şehir de kuruluyor, sanat da zirveye çıkıyor…
Bu yolculuk bize sevinci de yaşattı, hüznü de…
Ama en çok şunu öğretti:
Medeniyet, güçle değil; emanet bilinciyle inşa edilir…
Mehmet AKPINAR
14 Şubat 2026
“Portekiz-İspanya seyahat notlarımdan…”








YORUMLAR