“MÜKEMMELCİLİĞİ BIRAK, İYİYİ GERÇEKLEŞTİR.”

“MÜKEMMELCİLİĞİ BIRAK, İYİYİ GERÇEKLEŞTİR.” Şunu Özellikle belirtmek istiyorum. Bazı insanlar “yaparlar.” Bazı insanlar da “yaparım diye düşünür.” İkisi arasında Doğu-Batı kadar fark var. İki örnekle devam ediyorum tezimi kuvvetlendirmek için. Önce hayatımdan bir örnek. Sonra Kristof Kolomb’dan bir örnek. Hayatımdan bir örneği, daha doğrusu bir yaşadığım anıyı anlatıyorum. Bundan 4 sene önce, bir kitap fuarındayım. […]

ahmet sandalin bir onerisi milli egitim bakanliginca yerine getirildi

“MÜKEMMELCİLİĞİ BIRAK, İYİYİ GERÇEKLEŞTİR.”

Şunu Özellikle belirtmek istiyorum. Bazı insanlar “yaparlar.” Bazı insanlar da “yaparım diye düşünür.” İkisi arasında Doğu-Batı kadar fark var.

İki örnekle devam ediyorum tezimi kuvvetlendirmek için. Önce hayatımdan bir örnek.
Sonra Kristof Kolomb’dan bir örnek.

Hayatımdan bir örneği, daha doğrusu bir yaşadığım anıyı anlatıyorum.

Bundan 4 sene önce, bir kitap fuarındayım. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin geleneksel olarak düzenlediği kitap fuarında standımızda kitaplarımız serili vaziyette.
Bir Kahramanmaraşlı tanımadığım 65’li yaşlarda bir kişi geldi şiir kitabımı neredeyse bitirircesine yarım saat kadar okudu ayaküstü. Ve giderken, “ne var ki bu şiir kitabında ben de yazarım böyle bir kitap” dedi. Ben bu söze karşılık “sen yazarım ve kitap çıkartırım” diyorsun, ama ben yazdım ve kitap çıkarttım” dedim.

Orada aradaki büyük farka dikkat çektim. Adam sanırım mesajımı anladı. Yani “yazarım” demekle “yazdım” demek arasında çok büyük fark var.

“Kitap çıkartırım” demek ile “kitap çıkartmak” arasında çok büyük fark var. Başarılı insanlar kıskanılır ve hatta yaptığı iş küçümsenir.

Tüm Dünya’da böyle.Tarihte başarılı bir insan da Kristof Kolomb’tur.

Onu da küçümsediler. Zor durumda bırakıp alay etmek istediler.

Kolomb’a bir gün birkaç kıskanç arkadaşı bir masa etrafında oturup diyorlar ki, “her şeyi başaran Kolomb, haydi şunu da başar da görelim.” O anda başarması imkansız görülen bir teklifi Kolomb’a getirip onun başaramayacağını düşünüp akıllarınca Kolomb ile alay edecekler. “Şu tüm yumurtayı bu masanın üstünde dik durdurabilir misin?”

Kolomb hiç tereddüt etmeden “evet” diyor ve yumurtayı onlardan alıyor. Hepsi pür dikkat Kolomb’u izliyor. İşte şimdi rezil olacaklar diye düşünüyorlar. Bir yumurtanın kendiliğinden masanın üstünde dik durmayacağı aşikar. Kolomb da olsa bunu kimse başaramaz diye düşünürlerken Kristof Kolomb yumurtayı sağ elinin avucunun içine alıyor. Masaya yavaş yavaş vurarak, yumurtanın altını eziyor ve nerdeyse düz hale getiriyor ve masanın üstüne dik vaziyette bırakıyor.

Oradakiler hep bir ağızdan, “bunda ne var ki bunu biz de yapardık” diyorlar. Kristof Kolomb diyor ki “siz yapardınız, ama ben yaptım.”

“Yapardım ile Yaptım” çok çok ayrı ve çok çok farklı iki kelime. Birisi yalnızca düşüncede kalan bir söz. İkincisi, bizzat gerçekleştirmektir.

Kısacası “yaparım” ile “yapmak” arasında, hayal ve gerçek arası kadar çok büyük bir fark var.

Bunu en çok da bir iş yapanlar ve bir şeyi başaranlar bilir. Bunu en çok da Sivil Toplum Kuruluşlarının Başkanları (STK’cılar) bilir. Bunu en çok da aktivistler bilir.

Biz de bir yıllık bir STK geçmişimiz ile ayn’el yakin biliyoruz. İnsan Kitap ve Toplum Araştırmaları Derneği Başkanıyız. Bir yılda yapmış olduğumuz işlere bakarak, “yapmakla yaparım” demek arasında çok büyük fark olduğunu gördüm.

Şimdi bu örneklerden yola çıkarak gelelim STK’lara dışarıdan yöneltilen eleştirilere.

Öncelikle tabi bizi izleyenler iki düşünceye sahip oluyorlar. Bu adam hasbi mi, hesabi mi?
Yani neyi hedefliyor, neyi düşünüyor, maksadı ne, durup dururken niye bu işe girişti?

Vallahi ve billahi söylüyorum, ben İnsan Kitap ve Toplum Araştırmaları Derneğini yalnızca şu maksat için kurdum. Bu toplumdaki bozukluğu, noksanlığı ve sorunları yalnızca söylenerek, serzenişte bulunarak ve devamlı dedikodu yaparak düzeltemezsiniz. Elinizi taşın altına koymak zorundasınız. Bunu düşünerek, eleştirmek yerine bazı şeyleri düzeltmek gerektiğini düşünerek, kendim bu işe soyundum.

Fakat çoğu kişinin kafasında “Ahmet Sandal’ın maksadı nedir?” “Ahmet bu Dernekten kendine ne fayda çıkartmak istiyor?” “Ahmet Sandal buradan nereye varmak istiyor?”

Böyle düşünenler beni yolumdan çeviremez. Ben kendimi biliyorum çünkü. Ben kendimden eminim çünkü.

Ancak bu toplum böyle değil. Bu toplumdaki insanların birçoğu hasbi değil, hesabi.

Maalesef, bu toplumda insanlar maalesef eskisi gibi hasbi değil, çoğu kimse hesabi.

Bir de çok bilinen şu kural da var. “Herkes karşısındakini kendisi gibi sanır.”

Kendisi nasılsa karşısındakini de öyle düşünür. Bu bir gerçek.

Bu gerçeklerin farkındayız. Biz bu gerçeklerin farkında olarak çalışmamıza devam edeceğiz.

Bir de Nasrettin Hoca’nın “hamamda yumurta fıkrası” var. Onu da bilen biliyor ama o fıkranın özü şu “bu kadar tavuğa bir horoz gerek” diyor ya Nasrettin Hoca. O da çok mühim esasında.

Bir de çok ibretli ve hikmetli biçimde “Sağır Kurbağa” fıkrası var. Bazen de duymamak başarı getirir.

Bunlara da dikkatlerinizi çekiyorum.

Son olarak bir hususa daha dikkat çekeceğim, “mükemmelcilik, iyinin düşmanıdır.” Ünlü Fransız düşünür Voltaire’in de belirttiği gibi, “mükemmeli aramak çoğu zaman elimizdeki iyi sonuçların bile ortaya çıkmasını engeller.”

Bazı kişilerde de bunu görüyorum. Mükemmeli ararken, iyiyi gerçekleştirmiyor. Bu da yanlış bir şeydir.

Evet, son söz olarak yazımın da başlığı olan cümleyi yazmaya geldi.

“Mükemmelciliği bırak, iyiyi gerçekleştir.”

Ahmet Sandal

Exit mobile version