YILDIZLARIMIZI KAYBETMEYELİM

YILDIZLARIMIZI KAYBETMEYELİM   Bugün İslam denilince çoğu zaman şekil konuşuluyor…   Abdestin sağlamlığı, orucu bozan sebepler, namazın zahirî şartları yıllardır konuşuluyor. Elbette bunların her biri önemlidir. Fakat ne yazık ki aynı hassasiyet, bir insanın elinden tutmak için gösterilmiyor…   Bir yetimi okutmanın sevabı ne kadar büyüktür, bunu yeterince konuşmuyoruz…   Bir genci hayata kazandırmanın, bir […]

AKPINAR

YILDIZLARIMIZI KAYBETMEYELİM

 

Bugün İslam denilince çoğu zaman şekil konuşuluyor…

 

Abdestin sağlamlığı, orucu bozan sebepler, namazın zahirî şartları yıllardır konuşuluyor. Elbette bunların her biri önemlidir. Fakat ne yazık ki aynı hassasiyet, bir insanın elinden tutmak için gösterilmiyor…

 

Bir yetimi okutmanın sevabı ne kadar büyüktür, bunu yeterince konuşmuyoruz…

 

Bir genci hayata kazandırmanın, bir mümine destek olmanın, bir mazlumun yükünü hafifletmenin Allah katındaki değerini yeterince sormuyoruz…

 

Ticarette doğru ve dürüst olmanın Müslümanlıkla ilgisini konuşmuyoruz…

 

Çalışkan Müslümanın, tembel Müslümandan daha hayırlı olduğunu anlatmıyoruz…

 

İyiliğin bütün dünyada yayılması için ilim, teknoloji, hazırlık, tedbir, uyanıklık ve şuur gerektiğini çocuklarımıza öğretmiyoruz…

 

Sonra da İslam dünyasının hâline bakıp üzülüyoruz.

 

Oysa sahabe nesline baktığımız zaman karşımıza sadece ibadet eden insanlar değil; çalışan, üreten, paylaşan, düşünen, adaletle hükmeden, merhametle davranan büyük şahsiyetler çıkıyor.

 

Onlar dini hayattan koparmadılar.

 

İbadeti ahlaktan, ahlakı ticaretten, ticareti adaletten, adaleti merhametten, merhameti çalışmaktan ayırmadılar.

 

Meşhur bir rivayette şöyle denilir:

 

“Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz.”

 

Ne güzel bir benzetme…

 

Çünkü insan karanlıkta yıldızlarla yönünü bulur. Çölün ortasında kalan bir yolcu, gökyüzündeki ışıklara bakarak istikametini tayin eder.

 

Sahabe nesli de böyledir.

 

Her biri ayrı bir yıldızdır.

 

Ali denilince ilim, cesaret ve hikmet akla gelir…

 

Ebubekir denilince sadakat, dostluk ve teslimiyet akla gelir…

 

Ömer denilince adalet, feraset ve hakkı bâtıldan ayıran duruş akla gelir…

 

Osman denilince hayâ, yumuşaklık, infak ve zarafet akla gelir…

 

Ve daha niceleri…

 

Açken paylaşanlar…

 

Yokken verenler…

 

Korkunun üzerine yürüyenler…

 

Makamı değil emaneti önemseyenler…

 

Dünyayı değil Allah’ın rızasını önceleyenler…

 

Bir misafiri aç bırakmamak için evde ışığı söndüren, sofrada kendisi yiyormuş gibi yapıp lokmayı misafirine bırakan o büyük ruh…

 

Bugün dünya roman kahramanlarını konuşuyor.

 

Jean Valjean’ı biliyoruz.

 

Dostoyevski’nin kahramanlarını, Batı’nın filozoflarını, Hollywood’un hayalî karakterlerini tanıyoruz.

 

Elbette okumak, bilmek, anlamak güzeldir.

 

Fakat kendi medeniyetimizin gerçek kahramanlarını tanımadan başkalarının kahramanlarıyla büyüyen nesiller, zamanla kendi yıldızlarını kaybeder.

 

Bizim elimizde romandan daha güçlü hayatlar var.

 

Sinemadan daha etkileyici fedakârlıklar var.

 

Tiyatro sahnesine, beyaz perdeye, romana, hikâyeye, belgesellere konu olacak sayısız örnek var.

 

Ama biz anlatamıyoruz.

 

Üretemiyoruz.

 

Kendi kahramanlarımızı kendi çocuklarımıza bile gerektiği gibi tanıtamıyoruz.

 

“Çağrı” filmi güzel bir örnektir. Hâlâ izlenir, hâlâ etkiler, hâlâ gönüllere dokunur.

 

Ama orada bile ayrı bir muhasebe vardır.

 

İslam’ın hikâyesini dünyaya anlatan eserlerde bile çoğu zaman bizim yetiştirdiğimiz sanatçılar, bizim yetiştirdiğimiz oyuncular, bizim yetiştirdiğimiz yönetmenler yeterince yoktur.

 

Kendi medeniyetimizin destanını anlatacak sanat dilini kurmakta geciktik.

 

Kendi yıldızlarımızı dünyaya gösterecek sinemayı, edebiyatı, tiyatroyu, görsel dili yeterince üretemedik.

 

İşte asıl mesele budur.

 

İslam dünyası sadece ibadetlerin şeklini değil, medeniyetin ruhunu da yeniden konuşmak zorundadır.

 

Çünkü İslam sadece camide yaşanan bir din değildir.

 

İslam; pazarda dürüstlük, işte çalışkanlık, devlette adalet, evde merhamet, okulda ilim, sokakta edep, teknolojide hazırlık, sanatta estetik, dünyaya karşı da güçlü bir duruş ister.

 

Bugün yeniden silkinişe ihtiyacımız var.

 

Yeniden Kur’an’a dönmeye…

 

Yeniden sünnetin ruhunu anlamaya…

 

Yeniden okumaya, düşünmeye, üretmeye, çalışmaya ihtiyacımız var.

 

Ve en önemlisi, kendi yıldızlarımızı yeniden tanımaya ihtiyacımız var.

 

Çünkü yıldızlarını kaybeden toplum, karanlıkta yönünü de kaybeder.

 

Mehmet Akpınar

Exit mobile version