Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
MUSTAFA ÖNYURT
MUSTAFA ÖNYURT

“BİZ BU HALE NASIL GELDİK?”

“BİZ BU HALE NASIL GELDİK?”
Şehrimizde birkaç gün önce, okul saldırısındaki olay, hepimizi derinden etkiledi ve kimyamızı altüst etti.

Olayın ayrıntılarına girmek istemiyorum, bu olayı sosyal boyutuyla irdelediğimizde, toplumda infial yaratan bu konunun, birde başka yüzünü iyi görmek lazım. Dijital dünyanın toplumun çoğunu esir aldığı ve çürümeye başlayan değer yargılarımızın gölgesinde nereye gidiyoruz!

Bu yüzden önce konuya, aileden başlamak gerekiyor; sağlıklı nesilleri geleceğe hazırlamak için, öncelikle aile kavramını yeniden güncellemek şart.

Geçmişte bu toplumun aile yapısında ve çocuk yetiştirmede fazla bir sıkıntısı yoktu, küçücük o ahşap evlerde sağlıklı çocuklar yetişirdi, bu evlerde çocuklar ninesinin, dedesinin dizi dibinde masallar dinleyerek, hep bir arada aile sıcaklığını hissederek büyüdüler.

Peki, imkânların sınırlı olduğu ve yoklukların içinden gelen bu çocuklar nasıl sağlıklı olarak yetiştiler.

Günümüz dünyasında hızla gelişen teknoloji ile birlikte, aile yapısının da giderek farklılaşıp, anne babanın çocuk yetiştirme açısından, yalnızlaştığını ve çaresiz kaldıklarını görüyoruz.
Hele birde anne de, bir işte çalışıyorsa, bu sorumluluk iyice zorlaşıyor.

Yöresel kültürü fazla değişmeyen toplumlarda geleneksel yöntemlerle, çocuk biraz daha kolay yetişiyor. Bu yüzden köyde, doğa’nın kucağında yetişen çocuklar, kentte yetişen çocuklara göre daha dirençli ve sağlıklı oluyor.

Büyük şehirlerde, hızla değişen dünyada ailelerde yalnızlaşıyor ve çocuklarda mutsuz oluyor.

Bir aile mutlu ise; aile bireyleri de mutlu oluyor, ailede bireylerden birinde sıkıntı varsa tüm aileyi de olumsuz yönde etkiliyor.

Toplumsallaşma eğitimi süresinde insan; ailenin ve çevrenin bir parçası olduğunu öğrenir. Bu sürede toplumsal kültür içinde yaşayan diğer insanlar gibi davranmaya, ilişki kurmayı kurallara uymaya, sorumluluk kabullenmeye içinde bulunduğu toplumda yerini ve rolünü belirlemekle işe başlar.

Ancak aile ve toplum içinde bu sorumlulukları alamayan, toplumla iletişim kuramayan kişilerde normal davranış şeklinin yerini anormallik alınca arızalar baş göstermeye başlıyor, yani şiddet ortaya çıkıyor.

İnsanımızı sahiplenmeme ve dışlama toplumda farklı insan tiplerini oluşturdu. Bu kişiler kendilerine güven ve sevgiyi yitirince, karşılarındaki her insanı düşman veya rakibi gibi görmeye başladılar. Kendilerini ve toplumu sevmez oldular, iç ve dış dünyalarında çatışma ve uyumsuzluk baş gösterdi.

Bu güvensizliğin ve sevgisizliğin içimizi kemirmesine izin verdik. İnsanlar karamsar bir ruh haline girdiler. Bu ruh halindeki insanlar çoğalınca toplumsal ahenk ve huzur pek kalmadı.

Okul saldırısındaki olay; öğretmen bir anne ve polis bir babanın çocuğu, okulda bu saldırıyı gerçekleştiriyorsa, can fidanlarımızı ve öğretmenimizi kaybediyorsak, bu eylem toplumsal çürümeden başka bir şey değildir.

Bu konuyu bireysel değerlendirmeden ziyade, ülkemizde aile değerlerimizin ne hale geldiğini ve nasıl yozlaştığımızın bir tezahürüdür. Vicdani sorgulamada en önemli nokta; bu çocuk bu hale nasıl geldi?

Bu dijital dünyada çocuklar bilgiyi alırken, aile olarak onlara, dinimizin içinde olan merhameti, kul hakkını kısacası insani duyguları ve ahlakı değerleri öğretebildik mi?
Dijital âlemin anormal verilerini, normalleştirirsek, başımıza daha çok musibetler geleceği aşikardır.

Bir toplumun ayakta kalması ve sürekliliği, gelenek ve kültürünün korunmasıyla, mümkündür. Bizim toplumumuz ve aile yapımızda geleneklerimizin, örf ve adetlerimizin ağır basmasıyla toplumsal huzuru sürdürebiliyorduk.

İdari kuralları da besleyen bize ait hasletlerimizle toplumsal yaşam şekli daha ahenkliydi.

Ancak son zamanlarda bize ait bu değerlerimizi yitirmeye başladık. Bu yitirmelerin ardından toplumsal arızalarda ortaya çıkmaya başladı. İnsan tabiatında negatif ve pozitif duygular vardır. Sevgi, umut, güven, iyimserlik gibi duyguların yerini yavaş yavaş olumsuz duygulara terk etmeye başladık.

Oysa Dante’nin dediği gibi “Kâinatı sevgi yönetiyor” sözü de bunu doğruluyor.

Duygu dünyamızın içini boşaltırsak cinnet geçiren insanlar toplumda daha da çoğalacak!

Koca yürekli Ayla öğretmenimize ve can fidanlarına rahmet dilerken,ailelerine sabır diliyorum!Milletimizin başı sağ olsun!

Mustafa Önyurt

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız