DÜNYANIN GERÇEK SERVETİ: ÇOCUKLAR
Dünyada sayılarla ölçemediğimiz ama yokluğunda her şeyi eksik hissettiğimiz bir değer varsa, o da çocuklardır.
Ne petrol kadar stratejik, ne altın kadar pahalı görünürler belki; fakat bir ülkenin, bir toplumun ve hatta insanlığın gerçek zenginliği onların varlığıyla ölçülür.
Çünkü çocuk, geleceğin sadece devamı değil; vicdanıdır, umududur, yön pusulasıdır.
Bir çocuğun gülüşü, dünyanın en karmaşık sorunlarına karşı bile dirençlidir.
Savaşların ortasında bile oyuncaklarını kucaklayan çocuklar, bize insan kalmanın hâlâ mümkün olduğunu hatırlatır. Ancak ironik olan şudur: Dünyayı yönetenler, dünyayı onlara bırakacaklarını sıkça söylerken; en çok da çocukların dünyasını kırıp dökmektedir.
Bugün dünyanın bir yerinde bir çocuk aç uyurken, başka bir yerde bir çocuk fazla oyuncaktan neyle oynayacağını bilemez durumda. Aynı gezegende, aynı gökyüzünün altında, bu kadar eşitsiz bir çocukluk yaşanıyorsa; sorun çocuklarda değil, yetişkinlerin kurduğu düzendedir.
Çünkü çocuklar doğduklarında suçlu, borçlu ya da eksik değildir. Onları eksilten, büyüdükleri şartlardır.
Çocuk dediğimiz varlık, sadece korunması gereken biri değildir; dinlenmesi gereken bir sestir aynı zamanda. Bize sorular sorar, rahatsız eder, düşündürür. “Neden?” diye sorar. Biz yetişkinler ise çoğu zaman bu sorudan kaçarız. Çünkü bir çocuğun masum sorusu, yetişkin dünyasının çürük cevaplarını ortaya çıkarır.,
Unutulan bir gerçek daha vardır: Çocuklar hata yaparak öğrenir. Düşmeden yürümeyi, yanılmadan doğruyu bulamazlar. Sürekli uyarılan, hataya tahammül edilmeyen çocuklar; öğrenmeyi değil, korkmayı öğrenir. Oysa hata, çocuğun gelişimindeki en doğal öğretmendir.
Yanlış yapan bir çocuğu azarlamak yerine yol göstermek, onu hayata hazırlamanın en insani yoludur. Mükemmel çocuklar değil; deneye deneye güçlenen çocuklar sağlıklı bireyler olur.
Bir toplum çocuklarına nasıl davranıyorsa, aslında kendine de öyle davranıyordur.
Çocuğu susturulan toplumlar, bir gün kendi seslerini de kaybeder. Hayalleri küçümsenen çocuklar, büyüdüklerinde hayatsız şehirler kurar. Sevgi görmeden büyüyen çocuklar, dünyayı sertleştirir. Bu yüzden çocuklara gösterilen şefkat, sadece bireysel bir erdem değil; toplumsal bir yatırımdır.
Eğitim sadece okuma yazma öğretmek değildir; çocuğa “sen değerlisin” demenin en güçlü yoludur. Bir çocuğun gözlerine bakıp gerçekten dinlemek, ona sunulabilecek en büyük imkândır. Çünkü çocuklar en çok şunu ister: Görülmek, anlaşılmak ve ciddiye alınmak.
Unutmamalıyız ki her çocuk, içinde henüz bozulmamış bir dünya taşır. Onları erken büyütmeye, hayal kırıklıklarıyla tanıştırmaya bu kadar hevesli olmamalıyız. Çocukluk, aceleye getirilecek bir durak değil; özenle korunması gereken bir mucizedir.
Belki de dünyayı kurtarmak için büyük planlara, uzun manifestolara ihtiyacımız yoktur. Belki tek yapmamız gereken şey; bir çocuğun elini tutmak, onu incitmeden büyümesine izin vermektir. Çünkü çocuklar iyi olursa, dünya da iyi olur. Başka bir ihtimal yoktur.
Ve bir gün dünya daha adil bir yer olacaksa, bu; çocuklara bugün verdiğimiz değerin sonucu olacaktır.
Onları korumak, aslında insanlığı korumaktır.








YORUMLAR