DÜNYA’YI ANLAMAK ANCAK DÜNYA İLE ANLAŞMAMAK
Bu yazımda temel düşünce olarak, ana fikir olarak “Dünya’yı anlamak, ancak anlaşmamak” üzerinde duracağım.
Evet, bu yazı boyunca anlatmaya çalışacağım husus, iki büyük anlaşılmazdır. Birinci anlaşılmaz Dünya. İkinci anlaşılmaz İnsan.
Evet, anlaşılmaz Dünya’da bir müddetliğine konaklayan insan da anlaşılmaz.
Dünya ve İnsan, her ikisi de anlaşılmaz.
Esasında bir gerçek de şu, “imanlı bir insan Dünya ile anlaşamaz.”
Bu yazının mihenk noktası “bir müddetliğine konaklayan insan” cümlesidir.

Bir de “imanlı bir insan Dünya ile anlaşamaz.”
Bu cümleyi de çok çok önemli buluyorum.
Bir kişi Dünya ile anlaşıyorsa, “yani Dünya ile arası iyiyse” mesele var demektir.
Bizce mesele yok. Çünkü biz yani Müslümanlar Dünya ile asla ve asla anlaşamayız.
Hiç bir Peygamber Dünya ile anlaşmamıştır.
Gerçek salih Alimler de Dünya ile anlaşmamıştır.
Burada anlaşmadan kasıt, dostluk ve iyi geçinmedir.
Müslüman bir insan Dünya’ya dost olamaz. Müslüman bir insan Dünya ile geçinemez.
Buradaki kastım da şu, Müslüman Dünya’yı terketmeli ve istememelidir.
Burada da bir açıklamaya ihtiyaç var.
Müslüman insan, Dünya’yı kesben değil kalben terketmelidir.
Yani Müslüman insan da bu Dünya’da rızkı için, ailesinin geçimi için elbette çalışıp çabalayacak, ancak Dünya’yı sevmeyecek ve onu istemeyecektir.
Müslüman insan, Dünya ile anlaşmayacak. Yani onunla bir sözleşme yapmayacak, onu asla muhatap almayacak.
Bunun için Dünya’yı anlamak gerek. Bunun için “Dünya ve İnsan”ı anlamak gerek. (Dünya ve İnsan başlıklı şiirim bu noktada mühim. Bu yazının sonundadır.)
Dünya’yı anlayan insan, Dünya ile anlaşamaz. Dünya’yı anlayan insan, onu asla muhatap almaz.
Müslüman insan. Dünya’yı muhatap alırsa, diğerlerinden farkı kalmaz.
Müslüman insan farklı insandır. Eğer sen farklı değilsen, yani Dünya’daki diğer insanlardan (Dünya ile anlaşan ve harala-gürele düşüncesiz bir şekilde yaşayan insanlardan) farklı değilsen gerçek Müslüman değilsen.
Evliyaullah’tan Hasan-i Basri’nin şu sözünü hatırlatmanın şimdi tam sırası: “Vallahi, yetmiş Bedir’liye yetiştim, çoğu kez giydikleri sof idi. Eğer siz onları görseydiniz “deli” sanırdınız. Onlar da sizi görselerdi “bunlar “Müslüman değil” derlerdi.”
Sanırım maksadım ve bu yazıda esas olarak belirtmek istediğim husus anlaşıldı.
Artık sözü fazla uzatmayalım. Gerçek bir Müslüman Dünya ve İnsan noktasında şu şiirdeki gibi düşünür.
DÜNYA VE İNSAN
Güneş her gün, her gün, yeniden doğar.
Her gün hayat, yeni anılar yığar.
Ne Dünya, ne İnsan, birbirine sığar.
Dünya ve İnsan: Biri mekan, biri can.
Sanki bir rüya, bir anlık uyku gibi.
Anlamak ne mümkün, dipsiz kuyu gibi.
Akıp da gider, sanki bir su gibi.
Dünya ve İnsan: Öğütür ikisini zaman.
İnsan bedenen değil, ruhen asil.
Ruh bedende esir, ruhsuz beden sefil.
Haydi bunları çözmek için düşün, eğil.
Dünya ve İnsan: Anlamıyor akıl izan.
Bir tarafta zengin, diğer tarafta fakir.
Bir taraf tertemiz, bir tarafta her yer kir.
Verilmiş sana bak, bilgi ile fikir.
Dünya ve İnsan: Baştan sona imtihan.
Çalış çabala, hiç bitmesin gayretin.
Boş bakma, sonsuza dek sürsün hayretin.
Ne malın kurtarır, ne de servetin.
Dünya ve İnsan: Sana lazım olan iman.
Vallahi misafirsin, yalnız bir yolcu.
Ana karnından kabiredir yolun ucu.
Bunu idrak değildir, herkesin harcı.
Dünya ve İnsan: Ancak anlar Müslüman.
Dünya ve İnsan: Biri mekan, biri can.
Vesselam.
Ahmet Sandal








YORUMLAR