Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
MEHMET AKPINAR
MEHMET AKPINAR

VEFA

VEFA

İnsanı sözü değil, sözüne sadakati anlatır

Bir insanı tanımak için ne söylediğine değil, verdiği sözün arkasında durup durmadığına bakın. Çünkü söz ağızdan çıkar; fakat vefa, insanın karakterinden doğar. İnsan bazen bir cümleyle kendini anlatır, fakat asıl kimliğini o cümleye sadık kaldığı gün gösterir.

Günümüz dünyasının en büyük problemlerinden biri vefasızlıktır.

Vefa yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Verilen sözün arkasında durmak, yürüdüğün yola, savunduğun fikre, aynı sofrayı paylaştığın insana sadık kalmaktır.

Yolda vefa…
Yolculukta vefa…
Fikirde vefa…
Arkadaşlıkta vefa…
Dostlukta vefa…

Biz önce vefayı kaybettik. Vefayı kaybettikten sonra güveni, samimiyeti ve dostluğu da kaybettik.

Oysa vefa, imanın ahlaka yansımasıdır. Salih amellerin en güzel tezahürlerinden biridir. Rabbimiz:

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sadıklarla beraber olun.” buyuruyor.

Peygamber Efendimiz de söz verip sözünden dönmeyi münafıklık alametleri arasında sayıyor. Çünkü insanın gerçek şahsiyeti, söylediği sözlerle değil, o sözlere ne kadar sadık kaldığıyla anlaşılır.

Resûlullah’ın Hazreti Hatice validemize gösterdiği vefa bunun en güzel örneklerindendir. Onun vefatından yıllar sonra bile kendisini hayırla anmış, dostlarını gözetmiş ve onlara ikramda bulunmuştur. Çünkü gerçek vefa, insan hayattan ayrılınca sona ermez. Vefalı insan, iyiliği ve birlikte yürüdüğü insanları unutmaz.

Bugün ise bazı insanlar işi düşünce dostluk kuruyor. İhtiyacı olduğunda arıyor, işi bittiğinde ortadan kayboluyor. Bazıları vefayı bir yük, verilen sözü ise unutulup gidecek sıradan bir cümle olarak görüyor.

Bir söz veriliyor; vakti geldiğinde derin bir sessizlik başlıyor. Ardından mazeretler birbirini kovalıyor. Bugün başka, yarın başka bir bahane ortaya çıkıyor. Sözler sürekli erteleniyor fakat hiçbir davranışa dönüşmüyor.

Elbette insanın işi çıkabilir. Programı değişebilir. Beklenmedik bir engelle karşılaşabilir. Fakat vefalı insanın mazereti olsa da habersizliği olmaz. Haber verir, özür diler ve karşısındaki insanın vaktine değer verir.

Çünkü başkasının vaktini değersiz görmek, aslında o insanı değersiz görmektir.

Sürekli bahanelerin arkasına sığınmak bir müddet sonra mazeret olmaktan çıkar, karakter hâline gelir. Bunun adına ister tembellik deyin, ister menfaatçilik, ister vefasızlık… Netice değişmez.

Sözüyle davranışı bir olmayan insanla bırakın büyük bir yapı kurmayı, bir kümes bile kuramazsınız.

Çünkü yapılar yalnızca taşla, demirle veya kalabalıklarla kurulmaz. Güvenle kurulur. Güvenin temeli ise verilen sözdür.

Menfaat üzerine kurulan dostluklar saman çöpüne benzer; en küçük rüzgârda savrulur. Çürük bir ip gibidir; biraz yük bindiğinde kopar. Menfaat bittiğinde dostluk da sona eriyorsa ortada zaten gerçek bir dostluk yoktur.

Bir insanı gerçekten tanımak istiyorsanız onunla yolculuk yapın, alışveriş yapın veya komşuluk edin. İnsan bu üç yerde gerçek yüzünü uzun süre gizleyemez. Fedakârlığı, sabrı, menfaat karşısındaki tavrı ve ahlakı mutlaka ortaya çıkar.

Mümin, Allah’ın kendisine verdiği ferasetle bakar. Yalnızca güzel sözlere değil, o sözlerin davranıştaki karşılığına dikkat eder. Çünkü feraset, insanların kalbini okumak değil; tekrar eden davranışlardan niyeti ve karakteri anlayabilmektir.

Dostluktan bahsediyor fakat yalnızca işi düştüğünde arıyorsa…

Beraber yürümekten söz ediyor fakat ilk zorlukta kayboluyorsa…

Samimiyet ifade ediyor fakat davranışlarında bunun hiçbir karşılığı görülmüyorsa…

Orada söz çok, vefa azdır.

Kendisini vazgeçilmez zanneden insanlara da bir sözümüz vardır:

Hiç kimse vazgeçilmez değildir.

İnsan acizdir. İstişareye, dostluğa, güvene ve yol arkadaşlığına muhtaçtır. Bugün değer vermediğiniz insanların kıymetini, yarın onlara ihtiyaç duyduğunuzda anlayabilirsiniz. Vefayı yük sayanlar, gün gelir yalnızlığı yüklenmek zorunda kalırlar.

Bu nedenle vefayı kalbinden ve hayatından çıkaran kimseyle büyük yollara çıkmayın. Sözü davranışına dönüşmeyen insanla ortak bir gelecek kurmayın. Bahaneleri alışkanlık hâline getiren kişiye büyük sorumluluklar yüklemeyin.

Çünkü insanı büyük yapan makamı, malı veya çevresi değildir. İnsan, verdiği sözün ağırlığını taşıyabildiği ölçüde büyüktür.

İnsanların iyi niyetini kullanarak onların üzerinden prim yapmaya çalışanlar da şunu unutmamalıdır:

Yanlış, bir müddet ayakta duruyor gibi görünebilir. Hatta kısa bir süre için kazançlı da çıkabilir. Fakat yanlışın temeli yoktur. Günü geldiğinde yıkılır.

Doğru ise bazen yalnız kalabilir, gecikebilir ve yorulabilir. Fakat sonunda ayakta kalan yine doğru olur.

İnsanları bir süre oyalayabilirsiniz. Bahanelerle gerçeği bir müddet örtebilirsiniz. Ancak hakikat er ya da geç ortaya çıkar.

Allah sadıklarla beraberdir.

Vefa gösteren insan, dünyalık hesaplarla her zaman kazanmış görünmeyebilir. Fakat asıl kazanç; insanın sözünü, şahsiyetini ve gönlünü kaybetmemesidir.

Çünkü vefa, insanı insan yapan değerdir. Sözün kıymetini artıran, dostluğu ayakta tutan ve güveni yeniden inşa eden de odur.

Günün sonunda herkesin geride bıraktığı şey, söylediği sözlerin çokluğu değil; o sözlerin arkasında bıraktığı izdir. Kimi insanlar unutulur, kimi insanlar ise verdikleri sözlerle, tuttukları ellerle ve zor zamanda gösterdikleri sadakatle yaşamaya devam eder.

Öyleyse söz verirken düşünün, dost olurken seçin, yola çıkarken vefayı ölçü alın. Çünkü vefayı kaybeden yalnızca bir dostu değil; güveni, itibarını ve kendi insanlığını da kaybeder.

Vefayı koruyan ise belki her zaman dünyayı kazanmış görünmez; fakat gönülleri, güveni ve Allah’ın rızasını kazanır.

Mehmet Akpınar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER