MEKKE ANLAŞMASINA “EVET” AMA YETMEZ!
Bilindiği üzere birkaç gün önce, tüm İslam Dünyasının gözde Şehrinde, yani Suudi Arabistan’ın Mekke Kentinde, üç Ülke arasında bir Anlaşma imzalandı. Adı Mekke Anlaşması. Anlaşmanın üç tarafı var. Türkiye Pakistan ve Suudi Arabistan.
Bu Anlaşma savunma ve korunma maksatlı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması tüm İslam Dünyasına hayırlı ve uğurlu olsun.
Önce bu temenni ve dileklerimizi belirtelim. Temenni ve dileklerden de öte, öncelikle bir duadır bu. Yüce Rabbim (cc) Ortadoğu’da ve tüm Dünya’da huzur ve güven nasip eylesin. Savaşlar olmasın ve her yerde barış ve refah olsun. Bu dua ve dileklerimizi böylece beyan ettikten sonra, Mekke Anlaşması hakkındaki görüş ve düşüncelerimizi açıklayalım.
“Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç Devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç Devlet arasındaki savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir.”
Mekke Anlaşmasının özeti bu. Mekke Anlaşmasının mantığı çok basit. “Dokunmayın bize. Bize dokunursanız, biz de size dokunuruz.” (Acaba öyle mi? Ya da dokunmayın bize, bize dokunursanız, biz birbirimize yardım ederiz mi?) Esasında bu Anlaşma, “adeta bir kenetlenme, bir halka oluşturma ve o kenetlenmeye, o halkaya dışarıdan bir müdahale olursa, cevabını alır” mantığıyla işlemektedir. ( O cevap nedir? İşte bu soru mühim.)
Peki mantığı bu şekilde olan bu Anlaşmanın uygulanmasında durum nasıl olacaktır? Bu halkaya toptan değil de halkanın birisine dışarıdan bir müdahale olursa, durum ne olacaktır?
Açıklamalarımızı daha anlaşılır kılmak için NATO’nun 5. maddesinden hareketle gidelim.
Mekke Anlaşmasının mantığının NATO’nun 5. maddesi mantığı olduğunu söyledik ya oradan gidelim. NATO’nun 5. maddesi özetle şöyledir: “NATO üyesi bir Ülkeye yapılan bir saldırı tüm NATO ülkelerine yapılmış sayılır.”
Yukarıda birkaç soru sormuştuk. Bir de NATO üzerinden soru soralım. NATO’nun 5. maddesinin caydırıcılığı olsa da uygulanabilirliği var mıdır?
Bence yok.
Hızlı bir cevap oldu bu. Yani bir soru sordum. Hızlıca cevapladım. Yani şunu demek istiyorum. Mesela, terörist Siyonist İsrail, Ülkemize saldırı yapsa, bizi NATO korur mu?”
Korumaz. Yine hızlı bir cevap oldu. Bu iki cevap üzerinden gidersek, Mekke Anlaşması üzerinden bazı ihtimaller üzerinde durursak, bu yazı boyunca maksadımızı daha açık anlatmış oluruz.
Evet, eski NATO Anlaşmasından gelelim yeni Mekke Anlaşmasına. Mekke Anlaşmasında da NATO Anlaşmasındaki gibi bir hüküm var.
Bu üç Ülkeden birine, yani Türkiye Pakistan ve Suudi Arabistan’a yapılan saldırı, o üç Ülkeye yapılmış sayılır.
Hemen gelelim işin en mühim noktasına. Buna göre, yani Mekke Anlaşmasına göre, Yemen Suudi Arabistan’a saldırırsa, Hindistan Pakistan’a saldırırsa ve Yunanistan Türkiye’ye saldırırsa her üçüne birden saldırmış sayılacak.
Evet, şimdi kritik soruya geldik: “Sayılmasına sayılacak da, biz Suudi Arabistan için Yemen’e, Pakistan için Hindistan’a ve Pakistan ve Suudi Arabistan da bizim için Yunanistan’a saldıracak mı?”
Ünlü Şair William Shakespeare demiş ya “to be, or not to be, that is the question.”
“Olmak ya da olmamak asıl mesele bu!”
Anlaşma önemli, Anlaşma özel de, asıl mesele daha mühim, asıl mesele daha özel.
Benim bu hususta âcizane görüşüm şu, (sorumuz üzerinden gidersek) Hindistan’a, Yemen’e ve Yunanistan’a konuyla ve sorunla birebir dahil olmayan başka bir Ülkenin, sırf Mekke Anlaşması nedeniyle saldırması çok makul görülmüyor. Ancak, belki silah ve teçhizat yardımında bulunabilir. İşte bu silah ve teçhizat yardımında bulunulması ihtimali bu Anlaşmanın en mihenk ve en mühim noktasıdır.
Zaten bundan dolayıdır ki, Anlaşmanın Mimarlarından Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan şöyle bir açıklamada bulunmaktadır. “Bu Anlaşmanın uygulamasında zor durumda kalan Üye Ülkenin, bir çağrıda bulunması gerektiğini söyleyen Bakan Hakan Fidan, yardımın keyfiyetini de ülkenin tanımlayacağını dile getirdi. Bakan Fidan, şunları ifade etti: “Der ki ‘benim istihbarata ihtiyacım var, lojistiğe ihtiyacım var, mühimmata ihtiyacım var, olmadı, daha ileri safhada askeri ünitelere ihtiyacım var. Bunlar çok aşamalı, tehdidin boyutuna göre değişen hususlar.”
Evet, anladığımız kadarıyla bu Anlaşma, üye Ülkeleri bir saldırı karşısında korumak için yardım ve destek içermektedir. Yani kimse kimse için bir başka Ülkeyle savaşa girmeyecek. Yani saldırmayacak. O anlaşılıyor.
Bu mantıkla yapılan bir Anlaşma ne fayda sağlar? Bilmiyoruz. Zaten her Ülke kendi çıkarlarına uygun olarak her daim başka Ülkelere, Anlaşma olsa da olmasa da destek sağlayabilir.
Benim bu Anlaşmadan esas anladığım şu olmalı idi. Terörist Siyonist İsrail, bir Müslüman Ülkeye saldırdığında, anında Anlaşmaya dahil ülkeler de terörist Siyonist İsrail’in tepesine bomba yağdırmalıdır.
Ve bunun için de öyle bir Anlaşma olmalıdır ki, o Anlaşmada yalnızca üç Müslüman Ülke değil, tüm Müslüman Ülkeler yer almalıdır. (En başta da Suriye, Mısır, İran, Libya, Irak, Cezayir, Tunus, Fas, Yemen, Afganistan, Azerbaycan, Malezya, Sudan, Endonezya ve tüm İslam Ülkeleri bu Anlaşmada olmalıdır)
İşte bunun için başlıktaki gibi sesleniyorum. “Mekke Anlaşmasına “Evet” ama yetmez.” Ve bu fikrimi şu anda Ankara’da okunmaya başlanan Ezan-ı Muhammedî pekiştirdi ve adeta “doğru” dedi.
Vesselam.
Ahmet Sandal








YORUMLAR