BERBER KOLTUĞU GERÇEK / BAKAN KOLTUĞU YALAN
Yönetim yani iktidar iki şekilde, daha doğrusu iki noktaya istinat ederek varlığını sürdürebilir.
Güce, zorbalığa, kuvvete dayanarak ceberrut bir noktadan hareketle, daha doğrusu ve daha açıkçası, zulüm temelinde varlığını sürdürebilir. Bu sürdürüş şekli batıldır. Ve Batılın da ömrü uzun sürmez. Çünkü Kainatta Hak asıldır, batıl arızidir.
Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre “Arızi” kelimesi, geçici, sonradan olan, dıştan gelen ve eğreti anlamlarına gelir. Bir durumun veya olayın kalıcı olmadığını, süreklilik taşımadığını ve sonradan geçici olarak ortaya çıktığını ifade eder.
Yüce Rabbimizin (cc) Kainatı, Dünyayı ve Ahireti yaratması ve insanı da Ahiret için hazırlaması Hak’tır ve asıldır. Dünya Hak ve asıl olmakla birlikte, insanın bu Dünya’da asıl maksadı dışında hareket etmesi, batıldır. Asıl maksat, Hak üzere yaşamaktır. Hak üzere yaşamayan her insan batıldadır. (Hak ve Batıl arası diye bir şey yok. Hak’ta değilsen batıldasın.)
Dünya’da Kur’an var. Peygamberler var ve Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (asm) var. Kur’an Haktır. Peygamberler Haktır. Kur’an’ın ve Peygamberlerin emrettiği ve gösterdiği şekilde yaşamak asıldır, diğerleri batıldır.
“De ki: “Hak geldi, bâtıl yok olup gitti. Zâten bâtıl mâhiyeti gereği yok olup gitmeye mahkûmdur!” (İsrâ Suresi, 81)
İnsanoğlu Hak üzere yaşlarsa kendisi kazanır. İnsan Hak üzere yaşamazsa dahi Hak her daim vardır. Hak, hiçbir zaman ne değerinden ve ne de varlığından asla ve asla bir şey kaybetmez. Yok olacak ve değersizliği anlaşılacak olan her daim batıl olandır.
İmam Şafi’nin “kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgal eder” sözü, batılın geçici ve değersiz olmasına rağmen, bir pıtrak gibi, bir diken gibi yayılıcı özelliğine işaret ediyor. Bir gülde diken nasıl asıl değilse, Dünya’da batıl asıl değildir. Bir tarladaki, bir bahçedeki zararlı otlar, ayrık otları nasıl saldırgansa ve o otlar asıl değil, aslolan o bahçede yetiştirilmek için dikilen buğday, sebze ve meyve asıl ise, Dünya’da da batıl asla ve asla asıl değildir. Ancak gel gör ki, pıtrak, diken, ayrık otları ve tüm zararlı şeyler gibi batıl da istila edebilir Dünya’yı.
Şu an Dünya batılın istilası altındadır. Çünkü Dünya’da hukuk değil güç geçerlidir.
Bir yerde hukuk değil de güç etkili ise orada batıl yaygındır, aynı pıtrak gibi, aynı diken gibi, aynı ayrık otları gibi.
Kendi kendime soruyorum. İsterseniz siz de kendi kendinize bu soruyu sorun.
Güç mü, hukuk mu? Nefsim güç diyor, aklım hukuk diyor.
Şunu açıkça ifade ediyorum: “Aklıma uyup hukuka dayalı bir yönetim isterim.” Çünkü hak olan budur. Nefsime uyarsam batıla uymuş olurum.
Güce dayalı bir yönetim, yalnız güçlüleri belirli bir zamanda mutlu eder.
Hukuka dayalı bir yönetim, herkesi her daim mutlu eder.
Gücün peşinde koşanlar, elbet bir gün güçsüz kalacaktır.
Hukuk içinde hareket edenler sonsuza dek hukuktan güç alacaktır.
Doğu toplumları güç etrafında kenetlenir.
Halbuki İslam, hukuk etrafında kenetlenmeyi emreder.
Doğu İslam toplumlarının içinde bulundukları sefaletin sebebi hukuka değil güce tabi olmalarındandır.
Güce saygı duyanların saygısı, güç sona erdiğinde sona erer. Daha doğrusu şunu diyorum: “Bir kişiye gücünden dolayı saygı duyuluyorsa bu geçicidir.”
Halbuki hukuka ve insanlığa saygı duyanların saygısı hep aynı kalır.
Şu yaşanmış olayı, bu anekdotu anlatmanın tam sırasıdır.
Yıl:2014. Bir Kurum Berberinde tıraş olurken Berber ile sohbet ettik. Berberlerin sohbeti gerçek hayatın tam içindendir. Çünkü onlar adeta yetmiş iki Millet ile muhatap olurlar. Tıraş olmaya Bakan da gelir en kıdemsiz Memur da gelir.
Bu nedenle Berberler adam sarrafıdır.
Berber anlatmaya devam etti:
Zaman zaman Bakanları tıraş ederim. O tıraş olurken dükkanda adeta izdiham yaşanır. Bakan tıraş olurken koltuktan sarkan elini öpen personeli bile gördüm.
Bunu gördüğüm gibi geçen de ilginç bir şey oldu.
Eski bir Bakanımız, yine bana tıraş olmaya geldi. Dükkanda kimse adama merhaba bile etmedi. Yalnız başına tıraş olurken, baktım Bakanın kullandığı özel şampuan kalmamış, usulca dışarıya çıkıp bir görevliye “Bakanımızın kullandığı özel şampuan kalmamış, bir çırpıda markete git de ondan satın al ve gel” dedim.
O personel şöyle cevap verdi: “Boşver Abi, o da herkes gibi normal şampuan kullansın” dedi.
Berber diyor ki, o aynı personel, Bakan, Berbere geldiğinde en çok etrafında fır dönen kişiydi.
Ve bendeniz gariban Ahmet Sandal, bu yaşanmış olayı bundan 12 yıl kadar önce duydum ve o günden beri hep şöyle söylerim: “Berber koltuğu gerçek, bakan koltuğu yalan.”
Gerçekten de berber koltukları kalıcıdır. Ancak bakan koltukları gidicidir.
“Hayatın gerçekleri de bakan koltuğunda değil berber koltuğunda anlaşılır.”
Buna rağmen, Türk Siyasetinde, Türk Bürokrasisinde koltuk mühimdir.
Koltuk gittiğinde adama evdeki karısı dahi değer vermez. Ya da eskiden verdiği kadar değer vermez. Bunu bildikleri için de bizdeki siyasetçiler ve bürokratlar koltuklarına sıkı sıkı yapışırlar. O yapışmayla da hukuk falan unuturlar ve güce göre hareket ederler.
Kendini koltuğa kaptıran siyasetçi ve bürokrat aklını değil nefsini esas almaktadır.
Maalesef günümüzdeki siyasetçi ve bürokratların %99,99’ı aklını değil, nefsini tatmin etmekte ve hukuktan değil güçten yanadır. Maaalesef.
İşte bundan dolayıdır ki koltuk onlar için adeta bir tapınma noktası adeta bir mihrap yeri gibidir. (Sözüm Meclisten dışarı. Koltuktan değil, hukuktan güç alanlar ve nefsine değil aklına uyanlar bu sözümden alınmasınlar. Sözüm yalnızca koltukçu siyasetçilere ve koltukçu bürokratlaradır.)
Bu yazıdaki son sözüm: “Koltuktan güç alanlar koltuktan güç ayrılır.”
Ahmet SANDAL








YORUMLAR