Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
SERPİL DAG
SERPİL DAG

Çocuğun Dünyası, Ailenin Gösterdiği Kadardır

Çocuğun Dünyası, Ailenin Gösterdiği Kadardır

Bir çocuğun dünyası, doğduğu evin duvarlarıyla sınırlı değildir. Ama o dünyaya açılan ilk pencere ailesidir. Çocuk, hayatı önce annesinin sesinden, babasının davranışlarından, evin içindeki konuşmalardan ve kendisine gösterilen sevgiden öğrenir. Henüz hayatı tanımadığı yıllarda ona dünya hakkında verilen ilk mesajlar, ileride kuracağı hayatın temel taşlarını oluşturur.

Çocuk için aile, yalnızca aynı evde yaşayan insanların bütünü değildir. Aile; güven demektir, sevgi demektir, merak etmeye izin vermek, hata yaptığında yeniden denemeyi öğretmek demektir. Bir çocuğun gözünde dünya, büyük ölçüde ailesinin ona gösterdiği kadardır.

Eğer bir çocuk sevginin olduğu bir evde büyüyorsa, dünya onun için korkulacak bir yer olmaktan biraz daha uzaklaşır. İnsanlara güvenmeyi, paylaşmayı, yardım etmeyi ve gerektiğinde yardım istemeyi öğrenir. Çünkü çocuk, anlatılanlardan çok gördüklerini kaydeder.

Bu nedenle çocuk yetiştirmek yalnızca çocuğa doğruyu ve yanlışı anlatmak değildir. Çocuğun yanında nasıl bir insan olduğumuzdur asıl mesele.

Çünkü çocuklar küçük birer gözlemcidir. Bazen konuşmadıklarında bile her şeyi fark ederler.

Bir çocuğun dünyasını büyütmek, ona pahalı oyuncaklar almakla olmaz. Onunla konuşarak, onu dinleyerek, sorularını küçümsemeyerek, merakını bastırmayarak ve kendi ayakları üzerinde durmasına izin vererek olur.

“Bunu anlamazsın, sen daha çocuksun” demek yerine “Gel, birlikte anlayalım” diyebilmek çocuğun dünyasını genişletir.

“Sus, soru sorma” demek yerine “Merak ettiğin şeyi sorabilirsin” demek, onun düşünce dünyasına yeni kapılar açar.

“Sen yapamazsın” demek yerine “Denemek ister misin?” demek ise çocuğa yalnızca bir işi değil, kendisine inanmayı öğretir.

Çocuğun dünyası bazen bir parktan, bir okuldan ya da bir oyuncaktan çok daha fazlasıdır. Bir annenin çocuğuna sarılırken verdiği güven, bir babanın çocuğunu dinlerken gösterdiği sabır, birlikte okunan bir kitabın sayfaları, yapılan küçük bir yürüyüş, sofrada edilen bir sohbet… Bunların her biri çocuğun dünyasına yeni bir renk ekler.

Ve bazen bir çocuğun hayatındaki en büyük değişim, ailesinin ona söylediği tek bir cümleyle başlar:

“Ben sana inanıyorum.”

Bu cümle çocuğun zihninde yıllarca yaşayabilir.

Çocuklar dünyaya hazır düşüncelerle gelmezler. Onlara dünyanın nasıl bir yer olduğunu büyük ölçüde biz gösteririz. Eğer sürekli korkutursak dünya tehlikeli görünür. Sürekli eleştirirsek kendilerini yetersiz hissetmeyi öğrenebilirler. Her hatalarında cezalandırırsak hata yapmaktan korkabilirler. Ama onlara güven verir, sınır koyarken sevgimizi korur, hatalarını düzeltmeleri için fırsat tanırsak dünya onlar için keşfedilecek bir yer hâline gelir.

Burada önemli olan çocuğu her şeyden korumak değildir.

Çünkü hayatın içinde hayal kırıklıkları da vardır, başarısızlıklar da… İnsanlar her zaman iyi davranmayabilir. Her istek gerçekleşmeyebilir. Çocuk bunları elbette öğrenecektir.

Ancak ailesinden aldığı sağlam temel, bu zorluklarla karşılaştığında nasıl ayakta kalacağını belirleyecektir.

İşte aile burada çocuğun eline görünmez bir pusula bırakır.

O pusulanın içinde sevgi varsa çocuk, sevgiyi tanır.

Saygı varsa saygıyı öğrenir.

Empati varsa başkasının duygusunu anlamayı bilir.

Özgüven varsa kendi sesini bulur.

Adalet varsa haksızlık karşısında sessiz kalmamayı öğrenir.

Ve en önemlisi, koşulsuz kabul varsa kendisinin değerli olduğunu bilir.

Bugün çocukların çok fazla şeye sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Daha fazla oyuncak, daha iyi kıyafetler, daha pahalı eğitimler, daha güzel odalar…

Oysa bazen çocuğun ihtiyacı olan en büyük şey, yanında gerçekten bulunan bir yetişkindir.

Telefonunu bir kenara bırakıp onu dinleyen bir anne…

İşinin yorgunluğuna rağmen birkaç dakika onunla oyun oynayan bir baba…

Elbette hiçbir aile kusursuz değildir. Hiçbir anne baba her zaman doğru davranamaz. Hepimiz yoruluruz, hata yaparız, bazen yanlış konuşuruz. Önemli olan kusursuz bir aile görüntüsü oluşturmak değil; hata yaptığımızda bunu kabul edebilmektir.

Bir çocuğun karşısında “Ben de hata yaptım, özür dilerim” diyebilmek bile başlı başına bir eğitimdir.

Çünkü çocuk o anda şunu öğrenir:

Hata yapmak insan olmaktır.

Önemli olan hatayı fark etmek ve düzeltmeye çalışmaktır.

Çocuğun dünyası, ailenin gösterdiği kadardır.

Ama bu dünyanın sınırlarını genişletmek mümkündür.

Bir kitapla…

Bir yolculukla…

Bir müzikle…

Bir doğa yürüyüşüyle…

Bir müze gezisiyle…

Bir sohbetle…

Bir soru sormasına izin vererek…

Bir hayal kurmasını destekleyerek…

Ve en önemlisi, ona “Sen değerlisin” duygusunu hissettirerek…

Çünkü çocukların dünyasını değiştiren şey çoğu zaman büyük imkânlar değil, küçük ama gerçek dokunuşlardır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER