Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
AHMET SANDAL
AHMET SANDAL

TARİKATLAR VE CEMAATLER BİRER SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIDIR

TARİKATLAR VE CEMAATLER BİRER SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIDIR

Ülkemizin son 40 yıllık tarihini, hatta son 50 yıllık tarihini çok iyi biliyorum. Çünkü birebir yaşadım. Hatta sırf Ülkemiz demeyelim, Dünya’nın son 40-50 yıllık tarihini çok iyi biliyorum. Çünkü yaşım 61 ve 11 yaşından bu yana Dünya’da olup bitenleri bizzat ya yaşadım ya da gözlemledim.

Ve bu tarihin akışında bizzat gözlemledim. Ve bu son 50 yıllık tarih maalesef, Müslümanların (Ortadoğu, Asya ve Afrika başta olmak üzere) eziyet görmeleri, çile ekmeleri ile fakr-u zaruret içerisinde hayat geçirmeleriyle özdeştir, eşittir. Ülkemizde ise, elhamdülillah Müslümanız, Müslümanlığımızdan dolayı zaman zaman biz de zor günler yaşamış olsak da, inancımızdan dolayı rejim tarafından tasallut altında bulundurulmuş olsak da, sıkıntıya düşürülmüş olsak da bunları mühim bulmadık ve imtihanın bir gereği gördük.

Ancak, son 30 yıldan fazladır, özellikle 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararlarından sonraki post modern darbeden sonra, açık, sarih ve bariz bir şekilde, başta gençlerimiz başta olmak üzere, toplumumuzda, dine karşı lakaytlık ve dünyevileşmede aşırılık had safhadadır. İşte buna tahammül etmek zordur.

Bugün sosyal medyada şunları yazdım ve paylaştım:

“Müslüman hata yapıyor, İslam suçlanıyor. Şeyh kusur işliyor, Tarikat suçlanıyor. Cemaat lideri yanlış yapıyor, Cemaat suçlanıyor.

 

Arkadaşlar şuna dikkat edin. İslam’ın içinden çıkan ve ehl-i sünnet dairesinde kalan her türlü oluşumları, içindeki insanlardan ve yöneticilerinden ayrı değerlendirmek gerekir. Tarikatlar ve cemaatler İslam dairesinde ise bana göre hepsi de makbuldür ve gençler başta olmak üzere insanlarımıza hizmet ediyor.

 

“Diyanet İşleri Başkanlığı yetmiyor mu?” İnsanlar ve en başta da çocuklar ile gençler Diyanet İşleri Başkanlığının camilerinde ve diğer eğitim kurumlarında imamlar ile hocalar tarafından yetiştirilmelidir, din ve ahlak eğitimi bu kurumdaki yetkililerce gerçekleştirilmelidir” diyenler olabilir.

 

Buna hemen şöyle cevap vereyim. Arkadaşlar “Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) niye var. Devlet yetmiyor mu?” Aynı mantıkla düşünün.

 

Cemaatler ve tarikatlar özde iyidir. İnsanları doğru olmaya ve iyi birer insan olmaya yönelten tarikatlar ve İslami cemaatler gereklidir. Eğer bunlar zarar görürse ve insanlar bunlara mesafeli durursa olanlar gençlere oluyor ve boşlukta kalıyorlar.

 

28 Şubat 1997’de post modern darbe sonrası İslami vakıflar, özellikle Milli Gençlik Vakfı (MGV) darbe gördüğünde bizzat müşahede ettim, gençler boşlukta kaldılar. Ve gençlerdeki dine ve diyanete karşı lakayıtlık 28 Şubat’tan sonra hızlandı. Halbuki MGV ve benzeri oluşumlarda gençlik hem dini ve hem de milli yönden eğitiliyordu. (Ben gençlik yıllarımda MGV ve benzeri yerlerde İslami eğitim ile Müslümanların bilmesi gereken bilgileri aldım. Kim ne derse bu yönüyle temelimiz sağlamdır. Bir kişi ailesi ve resmi Devlet Kurumları yanında elbette STK’lardan da eğitim ve bilgi alırsa, bu hayat yolculuğunda çok mühim bir temel teşkil eder.

 

Şimdi, insanlar “tarikata gitme öcü, cemaate gitme kötü”, ailesinden de İslami terbiye ve eğitim alamıyorsa, Devletin resmi kurumları da bu hususta yetersiz kalıyorsa, ne oluyor? Adeta gençler başıboş ve boşlukta kalıyor ve manasız, idealsiz ve hedefsiz bir hayata sürükleniyorlar. Maalesef, bu hiç de iyi bir durum değil.

 

Tarikatlar ve cemaatler, insan yetiştirmenin ve insanlara edep ve terbiye öğretmenin birer kurumları, bu açıdan önemli birer Sivil Toplum Kuruluşları’(STK)dır. (İçlerinde yanlış yapanları zamanında denetleyip kapatmak Devletin en başta gelen görevidir. Bu da önemli bir nokta olarak dikkate alınmalıdır.) Bir parantez içi açıklama daha yapayım. “Tarikatlar ve cemaatler birer STK’dır ancak resmi değildir. Zaten resmi olsalar, ilgili Kanuna ve yönetmeliklere tabi olurlar. Resmi olmayan STK’lardır. Tarikatlar ve cemaatler gibi resmi olmayan nice STK vardır. Mesela, platformlar, mesela bazı düşünce merkezleri STK’dır, ancak Devlette kaydı-kuydu yoktur.)

 

Bu mühim açıklamalardan sonra asıl gündeme dönelim.

 

28 Şubat’tan sonra yaşanan onlarca badireden dolayı, insanlar, tarikatlara, cemaatlere mesafeli durdular, uzaklaştılar ve ne İslami, ne de imani yönden iyi yetiştirilmelidir. Gelinen noktada durumu özetlemek gerekirse, olanlar ortada. Her şey meydanda. Gençlik boşlukta.

 

Şimdi gelelim işin püf noktasına! Tarikatların şeyhlerinde, cemaatlerin yöneticilerinde hiç mi hata yok, hiç mi kusur yok. Olmaz olur mu? Bir çok hata ve birçok kusur var. Buna rağmen, suç ve suçlular yanlış yerde aranmamalıdır. (Toptancı yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Hepsi suçlanmamalıdır.) Tarikatların özü, cemaatlerin aslı muhafaza edilmeli ve hepsinin özünde birer İslami kurumlar oldukları unutulmamalıdır.

 

Bütün bunları niye yazdım? Biliyorsunuz bir kişi iki gündür gündemde. Adı Alihan Kuriş. Bu kişi hakkında iddialar var. O iddialar elbette adli yetkililer ve emniyet görevlileri tarafından takip edilir, soruşturulur, gerekirse yargılanır ve gereği neyse o yapılır. Bunda hiçbir sorun yok. Sorun şurada, Alihan Kuriş, bir cemaatin ya da tarikatın başını temsil ediyor diye, “mal bulmuş mağribi gibi” birileri, hurra hurra diye adeta bağırıp veryansın ederek cemaatlere, tarikatlara yine saldırmaya başladılar.

 

“Kapatılsın, yasaklansın, asılsın-kesilsin” gibi bağırışlarla ağızlarından salya akıtarak saldıran bir güruh ortalığı kasıp kavuruyor. Evet, bundan önceki dönemlerde, 28 Şubat döneminde olduğu gibi yine cemaatler ve tarikatlar hedefte ve saldırı altında.

 

Bu arada şunu da belirteyim. Bu satırların yazarı tarikatlar ve cemaatler hakkında bunda çok önceleri de yazı yazmıştır. Orada da tarikatların asıl değil, feri, yani ikincil olduğunu, aslolanın İslam’ın doğrudan kendisi olduğunu beyan etmiştim. İnsanlar doğrudan Kur’an’dan ve Hadis-i Şerif’lerden kaynak alıp İslam’ı elbette yaşayabilirler. Kişi İslam’ı tarikatlar ve cemaatler üzerinden de öğrenebilir. Onla göre de yaşayabilir. Bu kişisel bir tercihtir.

 

Gelelim işin en mühim noktasına, tarikatlar ve cemaatler, sırat-ı müstakim üzereyse, kimseye de zararları yoksa faydaları çoksa, Devlete de sadık ise, doğrudan doğruya tüm tarikat ve cemaatlere saldırmak alçaklıktır. Esasında o saldırı tarikatlara ve cemaatlere değil, İslam’a saldırdır.

 

Yine tekrar ediyorum, bundan 4 yıl önceki bir yazımda “Tarikatlar İslam’ın bir Emri midir?” başlıklı yazımda, tarikatlar hakkındaki görüşüm mevcuttur. Onu okuyup benim bu husustaki görüşümü oradan da öğrenebilirsiniz. Orada Müslüman için “aslolanın doğru yolu bulmasıdır. Bunun için illa da tarikata girmesi diye bir zorunluluk yoktur” dediğimi hatırlıyorum. Bu gün de aynı görüşteyim ve aslolan o görüşüm olmakla birlikte, “tarikatlar ve cemaatler üzerinden Dinimi yaşamak istiyorum” diyene de saygı duyacaksınız. (Bu hususu lüzumuna binaen iki kere beyan ettim.)

 

Yazımın sonunda biraz gülelim ve gülerken de düşünelim.

 

E. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e atfedilen bir kısa fıkra vardır. (Belki de gerçek değil, bir yakıştırmadır.) Demirel’e sormuşlar “Efendim Ülke olarak Bulgaristan’dan elektrik alma durumuna düştük. Enerjide durum bu kadar mı kötü?” Demirel şöyle cevap vermiş. “Olur mu öyle şey, yılın ilk altı ayında Bulgaristan bize elektrik veriyor. Yılın son altı ayında biz Bulgaristan’dan elektrik alıyoruz.”

 

Bu fıkrayı niye anlattım şimdi?

Solcu ve muhalif internet medyası, “Süleymancılara operasyon yapıldı” diyor.

Sağcı ve iktidar yanlısı internet medyası “Alihan Kuriş Örgütüne operasyon yapıldı” diyor.

 

Demirel hayatta olsaydı bu durumu nasıl açıklardı acaba?

 

Ahmet Sandal

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER