Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
AHMET SANDAL
AHMET SANDAL

DİYANET İŞLERİ E. BAŞKANI MEHMET GÖRMEZ HOCA’YA CEVABIMDIR

DİYANET İŞLERİ E. BAŞKANI MEHMET GÖRMEZ HOCA’YA CEVABIMDIR

 

Son günlerde Mehmet Görmez Hoca etrafında bir tartışma cereyan ediyor. Daha doğrusu bu tartışma, E. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocanın bir beyanı üzerine başladı. O beyan şöyle:

 

“Benim acizane kanaatim her şer‘i olan meşru değildir. Ama her meşru olan şer‘idir. Şer‘i olan tikel naslara dayanır. Meşru olan külli istikra yöntemiyle vardığımız büyük ilkedir. Şer‘i olan yasaldır. Meşru olan adildir.”

 

Hocanın beyanı bu.

 

Yazımın bu noktasında hemen hızlıca “şer’i ve meşru” kavramları hakkında bazı bilgiler sunmak istiyorum.

 

Şer’i kavramı, “açıklamak, açığa çıkarmak; bir işe başlamak; uyulmaya değer âdet başlatmak, din/hukuk kuralı koymak” gibi mânalara gelen şer kökünden türetilmiş bir kelimedir.

 

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından çıkartılan İslam Ansiklopedinde şer’i kavramı şöyle açıklanmaktadır.

 

Şer’i, İslam şeriatına (dini, hukuki ve ahlaki kurallara) uygun olan, dinî kural ve kanunlarla ilgili anlamına gelir.

 

Esasında şer’i demek, İslâm’a ait dinî, ahlâkî ve hukukî hükümler bütünüdür.

 

Daha da açık ve daha da net belirteyim. “Şer’i demek İslamî demektir.”

 

Meşru nedir? Onu da yine Türkiye Diyanet Vakfı tarafından çıkartılan İslam Ansiklopedinden alıp da açıklayalım.

 

Şer‘ kökünden ism-i mef‘ûl olan meşru, İslamî literatürde dinî kaynaklara dayalı hükümleri veya dine ve ilkelerine uygun olan eylem ve işlemleri ifade eden bir terimdir. Kelimenin bu sıfat biçimi, herhangi bir kategorik önermede yüklem olarak kullanıldığında genel bir kavram işlevi görür ve önermeye konu olan hususun dinî-ahlâkî-hukukî yönden olumlu bir değer taşıdığını, bazan da dinin onayladığı, hatta yapılmasını istediği bir fiil, işlem veya düzenleme olduğunu gösterir. (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedi)

 

Görüldüğü gibi şer’i ve meşru esasında aynı kökten gelir.

 

Şer’i kelimesi teoriyi ve meşru kelimesi uygulamayı gösterir.

 

Zaten de tartışma da (yani Mehmet Görmez Hocanın bir beyanı üzerinden başlayan tartışma da) teori mi, uygulama mı etrafında cereyan etmektedir.

 

Bu kısa tanımlama ve ilgili kavramları açıklamadan sonra tekrar gelelim Mehmet Görmez Hocanın beyanına.

 

Hoca “Benim acizane kanaatim her şer‘i olan meşru değildir. Ama her meşru olan şer‘idir. Şer‘i olan tikel naslara dayanır. Meşru olan külli istikra yöntemiyle vardığımız büyük ilkedir. Şer‘i olan yasaldır. Meşru olan adildir” diyor.

 

Mehmet Görmez bu beyanının çerçevesinde, o konuşmasında bazı hassas hususlarda örnekler vererek, İslam’ın izin verdiği kölelik, evli bir erkeğin karısını dövmesi, hırsızlık cezasında elin kesilmesi vb gibi konularda, bunlar şer’i (yani İslam’da mevcut) olsa da meşru (uygulanabilir) değildir ve hatta doğru ve adil değildir demek mi istiyor?

 

Elbette biz Hocanın ne demek istediğini bilemiyoruz. Fakat anlatımların gidişatından ve Hocanın beyanından bu sonuçlar kendiliğinden ortaya çıkıyor. (Elbette bunda bir netlik yok. Ancak öyle bir anlam çıkıyor.)

 

Ancak ben Mehmet Görmez Hocanın beyanından ve beyanı etrafındaki açıklamalarından şunları net anlıyorum.

 

Hoca, şer’i ve meşru ayrımı yapıyor.

Hoca teori ve pratik ayrımı yapıyor.

Mehmet Görmez Hoca, özetle şunu söylemek istiyor. Bir tarafta teori var, yani Kur’an. Bir tarafta da uygulama var, yani gerçekler. Teori mi, yani Kur’an mı? Uygulama mı, yani gerçekler mi diye soruyor? Ya da biz bunu sorduğunu ve insanları “teori ve uygulama” hakkında düşündürdüğünü düşünüyorum Mehmet Görmez Hocanın.

 

Ve elbette şahsi görüşüm olarak Diyanet İşleri E. Başkanı Mehmet Görmez Hocamızı iyi niyetli ve İslam çerçevesinde fikir geliştiren bir Değerli Alim olarak görüyorum. Bunda hiçbir tereddüdüm yok.

 

Kendi fikrine göre Mehmet Görmez Hoca, uygulamayı sanki daha fazla önemsiyor ve uygulamayı daha fazla önemsediği için de “şer’i değil meşru kavramını” daha da öne çıkarıyor.

 

Elbette bu bakış açısı tartışmaya açıktır.

 

Ben bu tartışmalardan mücerret, ben bu tartışmalardan bağımsız olarak şunu belirtmek istiyorum.

 

Kur’an aslidir ve uygulama Kur’an”a göre olmalıdır. Asli olan Kur’an’dır. Bu gerçek hiçbir zaman değişmez. Bu gerçeği değiştirmeye çalışmak akıl kârı değildir.

 

Kur’an uygulamaya değil, uygulama Kur’an’a tabi olmalıdır.

 

Bu açıdan bakıldığında Mehmet Görmez Hocanın “şer’i olanı değil de meşru olanı” öncelemesi hiç de anlaşılır değil.

 

Özetle bu hususları belirtmek istiyorum.

 

Şunu da hassaten belirtiyorum. Ben bir İlahiyatçı değilim. Ancak okuyan ve araştıran bir Yazarım. Herşeyden önce tefekkür ehli bir Müslümanım.

 

Tefekkür ehli bir Müslüman olarak bundan önce Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Prof. Dr. Mehmet Okuyan Hocalara yine gündem gereği yazı yazdığım internet haber siteleri üzerinden nasıl cevap verdiysem yine bir gündem gereği Prof. Dr. Mehmet Görmez Hoca’ya da cevap verdim. Maksadımız gündeme düşen bir hususta, bir okuyan ve yazan Müslüman olarak açıklama getirmektir. Maksadımız kimseyle didişmek ve kimseyi üzmek değildir.

 

Ve esas maksadımız Rıza-ı İlahi’dir.

 

Vesselam.

 

Not: Prof. Dr. Mehmet Görmez’in beyanında en ciddi yanlışlık ve yanlış anlamaya müsait husus, “her şer‘i olan meşru değildir. Ama her meşru olan şer‘idir” sözüdür. Bu söz kasten ve bilinçli (Kur’an hükümlerinden bazılarının uygulanmasının doğru olmadığı kastedilerek) söylenmiş ise mazallah insanı Dinden çıkarır. Elbette Mehmet Görmez Hocanın kastı “bu değildir” diye düşünüyorum.

 

Ahmet Sandal

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER